11 Aralık 2010 Cumartesi

filistin günlüğü

ilk tanıştığımız günleri düşündüm bugün.. ve ilk sohbetlerimizi hatırlamaya çalıştım.

filistinde aldığım eğitim sırasında öğrendiğim "fırtınada kibritle sigara yakma yöntemi"ni duyduğunda nasıl da hayret etmiştin. takdir ve hayranlığın yanısıra bir parça kıskanıp özendiğini de hissetmiştim, ki seni inandırdığım bu senaryoyu ne kadar kısa tutmuşsam da, yıllar sonra annenin "S yüzünden başladı çocuğum sigaraya" lafını duyduğumda bu sahne aniden gözümde canlanınca içim cız ederek sorumluluğumu sessizce kabullenmiştim.

sonraki konuşmalarımız hep kitaplar, şarkılar, hayat-memat ve elbette karşı cins üstüneydi. ilk defa bir sevgilim olmuştu o sıralarda. o zamana kadar bizden ışık yılları uzakta duran o cinsten biri yakınıma gelivermişti ve artık hakkında legal(!) hayaller kurabileceğim, hatta biraz daha ileri gidip düşlerimde "ayıp şeylere giriş" pratiklerini yaşayabileceğim biri vardı.

ne çok konuştuk bu birileri hakkında. ne çok birileri oldu hayatımda... bu tarzımı gerçekten kınıyor musun, yoksa yalnızca bir anlam veremediğin için bana da bir gün anlamsız gelmesini ve "evet sen haklıydın" dememi mi bekliyorsun, hiç emin olamadım. buna karşılık senin manen bu kadar doluyken madden bu kadar uzak kalman da beni şaşırttı hep...(sanırım sen ve birileri hakkındaki düşüncelerim ayrı bir günün konusu olmalı. sindire sindire yazmalıyım)

bu biri(leri) yüzünden seni ve B.'yi ihmal ettiğim, zaman zaman da istemeden/bilmeden/farkına bile varmadan kırdığım günler oldu. B.'de, arşivlerinin tozlu bir köşesinde de olsa, bu kırgınlığın bir kısmının hala kayıtlı olduğunu düşünüyorum; seninse, ilk andaki "adetten sayılacak" kızgın imajını hakkını vererek sergiledikten sonra, beni daha iyi anladığını... aslında belki de kızgınlığın bile yoktu. deneysel yaklaşıyordun olanlara; merak ve ilgiyle gözlemliyor, sonrasında bir de benim tarafımı dinleyip, sindirip kaydediyordun.

küçücük olarak hatırlıyorum o zamanlardaki halini. çocukluktan yenice çıkmıştın ve son derece hevesli, coşkuluydun. geçen yıllar bu ateşini söndürmedi de, gizlemeyi/dizginlemeyi öğretti sana sanırım.

sen küçücüktün de ben ne kadarcıktım sanki..

ama bir konuşmamız geldi şimdi aklıma. net hatırlayamıyorum da, aramızdaki 3 yaş farkla ilgiliydi. 3 yaş da olsa fark, B. ile ben akran olduğumuz için birbirimizi bazı konularda daha iyi anlayabiliyor, özellikle ailevi ve toplumsal bakışları, mahalle baskılarını -kabullenmesek de- "bu böyle" deyip geçebiliyorduk, kendimizi ayarlayabiliyorduk, bana göre. sense bunu son derece katı bir şekilde "kaypaklık/kabullenmek" olarak yaftalıyordun. gayet iyi anlasan da bizi, kızıyordun gene de. asıl meselen ise hemen ardından gelmişti: "beni hep küçüğünüz olarak gördünüz, göreceksiniz; cümle arası suskunluklarında birbirinize müstehzi bakışlar atıp 'ah ne zaman adam olacak bu çocuk' diye iç geçireceksiniz".

belki lüzumsuz ve kaale alınmaya değmez, ama sohbeti güzel dertlerimiz...

hiç "adam" olma.. varsın biz "müstehzi" bakışlarımızı atalım sana farkettirmeden. 3 yaş küçüğümüz ol, çocuk ol, yeterki yanımızda, yakınımızda ol.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder